Adalet-siz ? Siz ve Adalet?

İş hayatından, trafiğe, siyasetten futbola ve hatta artık hukuk sisteminin bizzat kendine kadar hayatın her alanında “adaletsizlik” çemberinin içinde didişip duruyoruz.

İstemediğimiz bir netice ile karşılaştığımızda hemen kurt düşüveriyor içimize:  “Acaba bir adaletsizliğe mi kurban olduk yine?” diye.

Adaletsizlik kaçınılmaz olduğunda, Allah’a havale edip içimize atmak, kaba kuvvet ile kendi adaletimizi sağlamaya çalışmak, punduna getirip lehimize çevirmeye kafa yormak gibi türlü çözümlere başvurmuyor değiliz.

Peki adaletin kavramsal tanımını hiç düşündünüz mü? Nasıl tarif edersiniz? Wikipedia imdadımıza yetişsin hemen:

Adalet, hakkın gözetilmesi ve yerine getirilmesi anlamına gelir. Haklı ile haksızın ayırt edilmesi adaletle sağlanır. 

Adalet kavramı temel olarak hukuk kurallarına uygunluğu içerir. İnsanların toplum içindeki davranışlarıyla ilgili olduğundan, ahlak ve din kurallarıyla da ilişkilidir ve tarih boyunca tartışmalı bir alan olmuştur.esitlikadelet2

Eski Yunan düşünür Platon’a göre adalet en yüce erdemlerden biri, insanın ve devletin temel davranış kuralıdır. 

Aristo’ya göre ise, herkese eşit davranmak adalet için yeterli değildir. Bir hukuk düzeni güçsüzleri koruduğu ölçüde adaletli olabilir.

Memleketimizde öyle bir zihinsel kirlilik oluştu ki, gerçekten bir konuda adalet tecelli etmiş olsa da buna inanmak istemiyoruz. Belki işimize gelmiyor, belki de geçmiş deneyimlerimiz bizi uyanık olmaya itiyor. Delillerin düzmece olabileceğinden başlayarak bir sürü komplo teorisi ile kurcalayıp duruyoruz hadiseyi.

Çalıştığımız şirkette çifte standart olduğuna eminiz, tuttuğumuz takım ne kadar iyi oynarsa oynasın şampiyon olmasına müsaade edilmeyeceğini düşünüyoruz, trafikte biz tenezzül etmesek de birilerin emniyet şeridinden önümüze geçeceklerini yaşayarak kabulleniyoruz.

sanıkmahkemeSağolsun devletimiz de türlü saçmalıklarla yıllardır bıkıp usanmadan adaletsizlik inancını körüklüyor.

Toplumsal mutsuzluklarımızın kökünde “kronik adaletsizlik inancı” bayağı yer kaplıyor bana sorarsanız. Çoğumuza hakim olan bu sakat ruh halini çözmeden de refah düzeyimizin yükseleceğine şahsen ben hiç inanmıyorum.

Kocaman adalet sarayları yaparak, adalet kelimesini siyasi parti isimlerinde bolca kullanarak, sayfalarca kanun düzenlemesi ile cebelleşerek ve hatta kendin adalet isterken her gün hayatın farklı kulvarlarında (bilerek ya da bilmeyerek)  adaletsizlikler yaparak şifa bulunamıyor maalesef bu musibete.

Biz X ve Y kuşağı insanları, bu coğrafyada öyle bir tarihsel konjonktürde yoğrulmaktayız ki artık bu tip sorunlara reçete yazamaz ya da uygulayamaz haldeyiz. Z kuşağı tüm ezberleri bozduğu gibi bu kronik sorunsalı da bir çırpıda söküp atacak diye inanmak istiyorum. Hala mı umudum var?

Yorum yaparak katkıda bulunmak ister misiniz?