Ayna ile Saklambaç

From the series The Mirror, by Robert Hutinski“İnsan kendi yüzünü görememelidir; kişi kendisine bakarak en büyük günahi işliyor. Doğa ona yüzünü görememek ve kendi gözlerinin içine bakamamak gibi bir hediye vermiş. Eskiden ırmakta ve göletteyken kendi yüzüne bakabilirdi insan. Ve yansımadaki görüntüsünün sembolik olduğunu sanmak zorunda kalırdı. Kendini izlemek gibi bir kepazelik yapmak için eğilmesi gerekirdi. Aynanın mucidi insanoğlunun kalbini zehirledi.”

Fernando Pessoa‘nın “Anlamaktan Yoruldum” isimli aforizmalar eserinden bir alıntı… philogica’da senelerdir aynı yola baş koyduğumuz Ender Akpil‘in özel seçkisinden…

Oldum olası aynaya bakmaya düşkün olmasam da, bütün kötülükleri ayna ile olan ilişkimizde aramak aklıma hiç gelmemişti doğrusu 🙂

Fernando’nun aksine, bildiğim kadarıyla, birçok felsefi öğreti, ayna sembolüne “bireyin kendini bilme” vesilesi olarak önem atfetmiştir. Ölçülü olabilmek, empati ile insancıl tutum sergilemek gibi birçok erdemi; bireyin kendi içine dönük yolculuğu ile ilişkilendirmek için ayna metaforu kullanılmıştır.

Peki kendi hayatımızda mecazi olarak aynayı ne denli kendi yüzümüze tutabiliyoruz? Yoksa işler yolunda gitmediğinde hep faturayı kendi dışımızdaki faktörlere mi kesiyoruz?

Sürekli aynaya bakmaktan kendimizi alamadığımız zamanlar da olmuyor mu? Hele bir de dev aynası ise karşısında durduğumuz…

Ya başkalarının bize ayna tuttuğunda hissettiklerimiz? Yıllardır maruz kaldığımız kişisel gelişim eğitimleri sayesinde/yüzünden teoride eleştriye açığız (açık mıyız?).

Ya da her an, her adımda aynada kendimizi kontrol etme sapkınlığı ile tereddüt ve titreklikle geçip giden bir ömrün yolcusu muyuz?

Yaşamakta olduğumuz çağda, hele bir de güzide coğrafyamızda(!), yukarıda mevzu edilen dengeleri tutturmak ne kadar zor olabiliyor değil mi?

Acaba “Anlamaktan Yorulmak” diyerek, denge arayışı beyhudedir, bu kadar derinleri sorgulamamak lazım mı demek istemiş sayın Pessoa?

Bilemedim…

Yorum yaparak katkıda bulunmak ister misiniz?