Dolu fincan

Bu aralar, aynı memleketin gündemi gibi benim de zihnim o denli dolu ki, aşağıdaki *öyküde  kendimi buldum bir nevi. Levent Cebeci’ye bile pek hayrımın olmadığı bu günlerde, elimden gelen ancak ki bir hikaye üzerinden sizlere temas etmeye çalışmak olabildi:

Yaşlı usta kapısının ısrarla vurulmasıyla sarsılarak derin düşüncelerinden sıyrıldı.

Zengin giyimli adam davet beklemeden içeri daldı. Nefes bile almadan genizden gelen yüksek bir sesle kendini tanıttı:

‘’Bilmelisin ki değerli usta, bugün huzuruna gelen bu öğrenci tanınmış ve saygıdeğer bir alimdir’’ diye konuşmaya başladı.

‘’Ben kralın en güvendiği danışmalarından biriyim. Kral bana sormadan parmağını bile kımıldatmaz. Bulunduğum konuma gelmem kolay olmadı. En iyi ustalarla çalıştım, en katı öğretilere uydum ve sürekli kendimi geliştirmeye çabalıyorum.

Senin bilgin ve öğretilerin de pek çok kişi tarafından bendenize ısrarla tavsiye edildi, bunun için seni görmeye geldim’’.
Adamın peş peşe makineli tüfek gibi söylediği cümleler arasında kısa bir boşluk yakalayan usta, bu davetsiz misafire birlikte bir fincan çay içmeyi teklif etti.

Adam başarılarını sıralamaya ve misafiri için çay dolduran ustaya teorilerini anlatmaya devam ediyordu. Fincanı dolmuştu ama yaşlı usta çay fincandan taşıp masaya ve oradan da misafirin kucağına akmaya başlayana kadar dökmeye devam etti.

Üzerine çay dökülen adam ayağa fırlayıp paltosunu silkelerken,‘’Yaşlı adam, fincanın dolduğunu görmüyor musun? Fincan daha fazlasını alamadığı halde neden hala çay dolduruyorsun?’’ diye bağırdı.


coffee_overflowing_cup_21-600x411‘’Senin zihnin de evlat, bu fincan gibi’’ dedi yaşlı adam. ‘’Yeni bilgiler alamayacak kadar dolu. Git onu boşalt. Bana boş bir fincan gibi bir zihinle gelene kadar sana öğretecek bir şeyim yok.’’

* Alıntı:  Masal Terapi, Judith Malika Liberman

Yorum yaparak katkıda bulunmak ister misiniz?