Sen üzülmeyesin diye söylemedik !

– Annenin koluna sıcak su döküldü, çok canı yandı kadıncağızın ama şimdi iyi, merak etme…

– Aaa, ne zaman oldu bu? N’aptınız peki?

– Yarın 15 gün olacak, merhem vardı evde.

– Neden söylemediniz bana peki? Daha iki gün önce telefonda konuşmuştuk.

– Senin iş-güç yoğun, canını sıkmak istemedik…

Türk aile geleneğinin olmazsa olmazlarından bir anekdot değil mi?

Hem empati, hem beyaz yalan.

Hem kendi kendine idare etme hem de biraz sitem.

Hem ketumiyet hem de “kan kustuk, kızılcık şerbeti içtik” mesajı.

Aslında bu konu, aile ilişkileri özelinde değil de birçok ikili ilişkide, kronik iletişim problemi olarak karşımıza çıkıyor.

Bireyler gündelik hay-huy içinde kendi iç dünyalarında bir algı oluşturuyorlar ve karakterleri ile ilintili olarak bunu uçlarda yansıtıyorlar karşı tarafa.

Ya ketumiyet zirve yapıyor ve artık bıçak kemiğe dayanıp çok geç olduğunda ortaya çıkıyor ya da incir çekirdeğini doldurmayacak algı tortuları her defasında cümleleştirilip iletişim bulanık hale geliveriyor.

意見が噛み合ないカップルGerçekten konuşulması gerekenler, doğru biçimde ve zamanda konuşulmadığı için ilişkinin kimyası sarsılabiliyor. Taraflar varsayımlar ile kendi algıları neye müsade ediyorsa o oranda yaşıyorlar ilişkiyi. En sonunda ya mutsuz bireylerin zorunlu birlikteliği yada sürpriz patlamalar ile fırtınalı bir ilişki çıkıyor karşımıza.

İlişki derken sadece kadın-erkek birlikteliğinden bahsetmiyorum. Yakın arkadaşlık, yaşlı ebeveyn-evlat ve hatta iş ortamındaki akran ya da alt-üst ilişkisi de yukarda bahsettiğim sorunsalları barındırabiliyor.

Sanırım Anadolu-Akdeniz-Orta Doğu kültür çeşnisi burada da karşımıza çıkıyor ve ilişki iletişimi ne sade, ne gelişmis, ne tam samimi, ne de etik oluyor. Hepsinden azıcık, kendi içinde bir denge oluşturmadan ancak kaotik bir ahenk içinde sanki 🙂

Peki n’apmak gerek?

Felsefe perspektifinden sormaya, kurcalamaya, anlamaya devam mı?

Açık iletişim kursak, basitçe ne istediğimizi/istemediğimizi söylesek, ısrar tuzağına düşmeden, bencillik de yapmadan samimi olmaya gayret sarf etsek…

Yoksa, kültür bu diyerek kabullenip yaşamaya devam mı?

Yorum yaparak katkıda bulunmak ister misiniz?