Beynimizdeki solucanlara zülfikarlar ile saldırmak

21.yüzyılın hayatımıza getirdiği komplikasyon: İş hayatı ile özel yaşantımızı dengelemek.

Ekmek paramızı kazanıp kariyerimizi yüksek viteste tutar iken, kendimize-aileye-arkadaşlara vakit/enerji ayırabilmek.

  • Yanıt bekleyen email yığınları, kronik trafik sıkışıklığı, sonu gelmeyen toplantılar, öngörülemeyen aksaklıklar, kaçınılmaz angaryalar …
  • Akşam eve geldiğimizde koltuk patatesi olma eğilimi, elden telefon/tableti düşürememek, spora zoraki takvim açabilmek ya da vicdan azabı…
  • Çocuk sahibi isek ufaklığın uyku vaktine geri sayım, ev ödevleri, oyun oynamak ve o esnada aniden aklımıza düşen bir iş problemi ya da geliveren bir email sonucu mutlak huzursuzluk…

Peki nasıl ayıracağız iş ile kişisel süreçleri birbirinden? Demiştik ya “denge” en mühim olgulardan diye [ bkz: * D e n g e * ]

Doğru yanıtları alabilmek için doğru soruları sormak bir erdem hayatta. Ezberi bozmaya çalışalım:

  • downloadAcaba hakkaten iş hayatı ile özel dünyamızı kalın duvarlar / çizgiler ile ayırmaya çalışmalı mıyız?
  • Saat 18.00 olunca dükkanı kapatıp işi unutmak mıdır mutluluğun anahtarı?
  • Mesai saatleri içinde isek savaş odası disiplini ile iş dışı tüm hadiseleri yok mu saymalıyız?
  • Home office çalışmamıza müsade edilse hakkaten hemen dengeye kavuşur mu hayatımız?  [ bkz: Home Office çalışabilmek? ]

Eğer ki Kapitalist çarklar dahilinde mental efor ile para kazanıyor isek “beyindeki solucanlar” ile barışık olmayı denesek?

brain20130316Beyindeki Solucan: İş ya da özel hayatımızdaki bir problem/konu/süreç/önceliğin beynimizin bir köşesine yerleşip sonlanana kadar orada park etmesi. – Onu yok sayar/önem vermez isek kuvvetle muhtemel başımıza bir başka dert açması hali.

Solucanlarınızı evcilleştirip mesai saati ile özel zamanları ayrıştırmalarını öğretebilir iseniz ne ala ! Yoksa  yandi gülüm keten helva 🙂

Ben şahsen analitik kafamı ve plana/programa mutlak uyum tutumunu değiştirmeye gayret ediyorum:

  • Öncelikleri günlük hatta saatlik gözden geçirmek. Disiplinli olmak adına katı davranmaktan kaçınmak.
  • İşi kafadan atmak diye bir olgunun neredeyse mümkün olmadığını kanıksamak.
  • Tatilin yılda 2-3 kez yapılan, öncesi ve sonrası iş açısından dertli olan, mono-blok bir olgu olmadığını kabullenmek.
  • Zamanı 1er saatlik dilimlere bölerek solucanlar ile konsantre ilgilenmek.
  • Çalışırken kafayı boşaltmak ve tam tersi hafta sonu pineklerken bir iş problemini arka planda düşüncesel çözmek.
  • Eğer mobil çalışılıyor isek “dostlar alışverişte görsün” tarzı lüzümsuz email / chat iletişimden kaçınmak.
  • “Hayır” ve “Evet” sözcüklerini doğru kullanmak.
  • İletişimi teknolojik imkanlar vesilesi ile lehimize kullanmak

Sizin perspektifiniz nedir acaba? Problemi yanlış tanımlayıp alakasız bir reçete mi yazmışım dersiniz?

Yoksa blogun adını -bir işkoliğin güncesi- olarak mı değiştirmeliyim? 😛

5 thoughts on “Beynimizdeki solucanlara zülfikarlar ile saldırmak

  1. Doing More by Staggering gibi bir teması olan bir yazı okumuştum. Zaman zaman farklı alanlara öncelik vererek daha çok cephede yol alınabileceğini anlatıyordu. Çözüm olabildiğince odaklanma ve monotaskingden geçiyor bence.

Yorum yaparak katkıda bulunmak ister misiniz?